Alfredo & Salvatore :(
Dogum gunume yaklasirken bu quote yilbasinda oldugundan daha da anlamli geldi…
“I happen to hate New Year’s celebrations. Everybody desperate to have fun. Trying to celebrate in some pathetic little way. Celebrate what? A step closer to the grave? That’s why I can’t say enough times, whatever love you can get and give, whatever happiness you can filch or provide, every temporary measure of grace, whatever works. And don’t kid yourself. Because it’s by no means up to your own human ingenuity. A bigger part of your existence is luck, than you’d like to admit. Christ, you know the odds of your father’s one sperm from the billions, finding the single egg that made you. Don’t think about it, you’ll have a panic attack.”
—Boris Yellnikoff (Larry David in Whatever Works)
Rorschach’s Journal: October 12th, 1985. Tonight, a comedian died in New York.
(Source: handeekinsahin)
Müzik tarzı anlamında İsrail’in Regina Spektor’ı gibi…
(Source: oluentomolog)
Update
Street orphans by Hayashi Tadahiko / 林 忠彦 (1918-1990) Japanese Photographer. This is 1946, at Ueno. Tokyo.
thank you poboh
Max Richter - Autumn
‘başkalarının yanında iyi hissetmiyordum kendimi. sınıf atlama çabası içinde olanların, parasıyla konuşanların, içkisini yarıda bırakanların, şanslıların, her şeye hem duyarlı olup hem mutlu olabilenlerin.’
bilardo oynamayı öğrendiğimde onyedi yaşındaydım ama artık bilardo oynayan kalmamıştı etrafta. iyi olmak anlamsızdı. ilk solistlik denememde detone olmuştum. mavi sakal’dan söylüyorduk. bas gitaristimiz bunu suratıma vurduğunda gülüyordu. kafasında baget kırdım. yanımızda hatunlar vardı. iyi olmak anlamsızdı. üç sene flüt çalmaya çalıştım. tam öğrenmiştim herkes orga geçmişti. ahmet diye bir çocuk vardı mahallede. 5 yaş büyüktü benden. kara kuşak ahmet. bende karate öğreneyim dedim. boks da olur. herhangi bir şey. annem dayak yerim diye göndermek istemedi. zaten duvarlardan başka yumruklayacak bir şey de kalmamıştı. edebiyat hocam kompozisyon yarışmasına katılmamı söylediğinde katılmadım. üşendim. ertesi sene katıldım. birinci oldum ama geçen sene olmak daha değerliydi. iyi olmak anlamsızdı. çocukların hepsi heyecan içinde ehliyet sınavına hazırlanıyor babalarının arabalarının anahtahlarını çalmaya çalışıyorlardı. ilgi duymadım. sonra lazım oldu. araba kullanmayı öğrenmeye çalıştım. ilk denememde babam anama avradıma sövdü. erteledim. öğrendiğimde akranlarım ustalaşmıştı. iyi olmak yine anlamsızlaşıyordu. benden hızlı giden milyonlarca şeyden yalnızca biriydi bu da. sıradanlığa mekik çektim bir iki bastım falan çocukların yaptığı gibi makas filan attım hoşuma gitti. emir verir gibi. basıyorsun gaza gidiyor. üzmüyor insanı.. güzel dedim. ben hep ”ulan bu meret nasıl gidiyorcu oldum”. tıpkı güneş nasıl orada duruyorcu olduğum gibi. düzlüğe akan bir dalga gibiydim. biraz kimyaya ilgi duydum ama onu da anlayamadım. bilimin yanından asla geçemedim. herhangi bir şeye inanmaktan farksızdı ona inanmak. değerli bulmadım .kadınların saçlarının üstündeki tokalardan farksızdım. lazımdım ama değildim de. o yüzden hep erteledim. ertelendim. gecikerek öğrendim. zamanı koklamakta hep geciktim.ve olduğum yeri kabullendim. ” seksten bile çok seviyorum şu altılıyı” diyen adama inandım ben. onun yanında pirelendim. piştim. yıkandım. kirlendim. böylesini seviyordum. başkalarının yanında iyi hissetmiyordum kendimi. sınıf atlama çabası içinde olanların, parasıyla konuşanların, içkisini yarıda bırakanların, şanslıların, her şeye hem duyarlı olup hem mutlu olabilenlerin. iyi hissetmiyordum onların yanında kendimi. bir şeyleri eksikti sanki ve her yerlerinden akıyordu üstelik. bowling oynuyorları viski içiyorlardı.ve hükümetten yakınıyorlardı. tek korkuları laik yaşamlarının ellerinden alınmalarıydı. ama rahatlardı. duygusal açıdan da maddi olarak da. kimin en büyük türk olduğuna karar vermişlerdi. sevişiyorlardı. geziyorlardı. alışveriş merkezlerinden çıkmıyorlardı.en bilgili onlardı. ilimi de onlar biliyordu kutsalı da.hiçbir diziyi kaçırmıyorlardı. nutellasız yapamıyorlardı. organik olmayan bir şey tüketemiyorlardı ama ülkede büyük problemler vardı. çocukları her şeyden daha önemliydi. arabaları herkesinkinden daha güzeldi. evleri saray dairesiydi. çocukları en iyi okullarda okuyordu, çocuklarına dokunmak yasaktı. kendilerine dokunmak yasaktı. kaliteli yerlerde yemek yiyorlar. pahalı klozetlere sıçıyorlardı. ama ülkede büyük problemler vardı. medenilerdi ama elllerinde silah olanların aydın olduklarına inanıyorlardı. ülkenin sahibinin onlar olduklarının düşünüyorlardı. fanustan şarap kadehlerinde isyankarları oynuyorlardı. sonra da çocuklarıyla biz arkadaşlık ediyorduk. kızlarına aşık oluyorduk. annelerine öğretmenim diyorduk. babalarına askerde tekmil veriyorduk. balık kılçığından itiraberen kokuyordu. biz ıskalıyorduk durmadan. var gücümüzle ayağa kalkıyorduk. bir iki adım daha atıyorduk. olur diyorduk. olmalı amına koyim. ya da olsun. lütfen diyorum bak. bir şey olsun. herhangi bir şey. sıradan olsun. ama düzgün olsun. gecikmeli olsun. ama iyi olsun. lütfen falan işte. bir kereliğine. anlamaya çalışıyorum inan. bende bir ananın babanın çocuğuyum. olsun bu sefer. biz niye hak etmiyoruz. bari onu söyle. haftasonu otuz maç izlemişim. bunun için olsun . aşık olabiliyorum. bunun için olsun. ekmeğe saygım var , toza saygım var, bari bunun için olsun. adalet. birazcık adalet.
(Source: onurumut)
(Source: spiritualhippie, via pushthemovement)
(Source: criminallyinnocent, via pushthemovement)